Parazit Ve Kısır Bir Hayatta Yaşamı Çekilir Ve Zevkli Kılan Bazı Tuhaf Alışkanlıklar ( Ramazan ALTUNÖZ )

Parazit, kısır ve hazıra alışmış tüketim manyağı bir toplum olduk çıktık!  Hayır değiliz diyen bir sürü sesi şimdiden duyuyorum! Kesinlikle sizde haklısınız! Fakat saçmalama, üçkağıt, yalan ve dolandırıcılık konusunda insanımızın eline su dökecek başka bir toplum tanımıyorum daha! Yine çıkar sağlama, kuralları esnetme, anlamlara takla attırma, olayları saptırma konusunda şampiyonlar liginde favori olabiliriz! Hele cinlik yapma, kurnaz davranma, komplo kurma konularında Bizans ve Çinlilerle yarışacağımızdan eminim! Ama iş gerçekten üretmeye gelince yani bilgi, bilim ve sanat üretimlerine gelince aynı heyecan ve gururla caka satamıyoruz! Çünkü bizler yıllardan beri üretmeye değil tüketmeye yani götürmeye alıştırılmışız! Getir götür işleri arasında çok bilmiş vatandaşın malı nasıl götürdüğünü izledik hep! Hiçbir halt üretmeyen ancak tüketen insan tipi yaşamın monotonluğunu yenebilmek için mecburen tuhaf alışkanlıklar üretti zamanla! Toplum olarak yüzyıllarca çok çalıştık ve monoton geçen hayatımızı acayip bir şekilde zevkli ve çekilir hale getirdik! İşte yaşamı daha zevkli ve çekilir hale getiren bu tuhaf alışkanlıklardan bazıları…

Mesela çekirdek çitleme hastalığı boş ve tüketici insan tipi için birebir iyi gelen bir alışkanlıktır. İnsan önce tek başına birkaç çekirdek çitleyecem niyetiyle başlar fakat bir daha bırakamaz! Sadece kendi bırakamadığı gibi yanında birileri varsa onlarada ikram ederek hep beraber koro ve solo şekilde çekirdek çitlerler. Çitlenme konusunda genelde Ay çekirdeği başrolü oynarken kabak ve karpuz çekirdekleride dereceye giren mühim zaman öldürücü çekirdeklerdir. Çekirdekler kimi zaman bir dizi, bir maç izlerken çitlenirken kimi zamanda yolda konuşup yürürken çitlenip havaya atılarak çevre kirliliğine magandasal bir katkı yaplır!

Toplumumuzun yine en karakteristik özelliklerinden biride enaz iki kişi bir araya geldiyse ortamı kaynatmaktır! Bir araya gelenler kadınsa genelde dedikodu yapılır. Büyük bir heyecanla konu komşu ve arkadaşları çekiştirilir! Ayrıca kadınlar dedikoduyla karışık birbirine yeni aldıkları elbise takı vb ıvırzıvırla hava atmaya çalışırlar. Biraraya gelenler erkekse otomatikmen askerlik anıları, çapkınlık hikayeleri, güç ve kahramanlık anıları ve futbol maçlarıana gündemdir. Bu şekilde zaman nasıl geçti kimse anlamaz! ortama göre çay, kahve, bira ve rakıda muhabbete muhabbet katar! Böylece  boş ve sıkıcı olan zaman serbest atış ve çalım atma taktikleriyle hayli verimli ve zevkli geçmiş olur.

İşini son ana bırakmak yine bilinen ve asla vazgeçemediğimiz özelliklerimizden biridir! Sanki faturayı zamanında yatırsak iflas edeceğiz. Otobüs kalkmadan 5-10 dakika erken gitsek sanki bütün işlerimiz aksayacak, bütün ajandamız tepetaklak olacak. Ne hikmeti var bilmiyorum ama bazan birçok şey kaybetme pahasına da olsa işlerimizi illaki son güne hatta son ana bırakmaktan sanki büyük bir keyif alıyoruz1 Belki o heyecanı o koşuşturmayı ve gerginliği yaşamayı, yani sıkışık olmayı seviyor olabiliriz! Nasılsa rahatlık batıyor diye bir atasözümüz var!

Her şeye maydonoz olmak deyiminin hakkınıda yemiyelim! O da mühim ve asil alışkanlığımız olan her boktan ben anlarım fesefesinin en temel ürünüdür. İllaki herşeyden anlamak zorundayız ya! illaki herşeyi bilmek zorundayız ya! sanki  bir şeyi bilmediğimiz zaman veya o konuya dair bir fikrimiz olmadığında dünyanın en kara cahili ve en salağı olacağız! Sanki herşeyi bilmemek çok ayıp ve utanç verici durum gibi! Bu yüzden her ortamda birileri birşey sorduğunda hemen sazan gibi atlar incilerimizi bolca dökeriz! Ve asıl o zaman insanlar nasıl kıvrandığımızı, nasıl kıvırdığımızı veya olaya nasıl bodoslama daldığımızı görüp gülmekten ve sövmekten kırılırlar!

Alışkanlıklarımızdan hiçbir şart ve ortamdan vazgeçememe alışkanlığı da bir garip alışkanlığımızdır! Kendimize veya başkasına zarar veren bu alışkanlıkların yasal olarak kısıtlanmasına aldırmadan ya kuralları çiğner yada kendimizi mağdur gösterip tantana çıkarırız! Sigara, çay kola vb şeylerde bağımlılık yapan maddeler olduğunu biliyoruz! Ama kimsede anasının karnından sigara , çay, kahve vb maddeler içerek doğmuyor sanırım! Bir veya birkaç saat sigara kahve çay veya alkol içmesek kıyamet kopacak değil ya! Ama biz aynen kıyamet kopacak gibi, çölde kalan susuz gibi engellenmeye kısıtlanmaya gelmiyoruz! illaki bildiğimizi yapıp kafamızın dikine dikine gideceğiz!

Hayattan Sıkılan, Öfkelenen Ve Gerginleşen İnsanlar İçin Stres Boşaltma istasyonu ( Ramazan ALTUNÖZ )

Yaşamak bazen bir türlü göremediğimiz ama hep vaat edilen hayaller dünyası cennet kadar güzeldir. Bu dünyada her insana sadece beş huri ve nuri değil; parası, kariyeri ve yetenekleri yettiği kadar huri ve nuri vardır. Parası olana sadece bal ırmakları akmıyor, şeytanın bile aklına gelmeyecek birçok ıvır zıvırı paranızı almak için yarışan kapitalistler sokar aklınıza. Yani paranız, kariyeriniz veya bazı yetenekleriniz varsa cennete  gitmek için önce tahtalı köye uğramanız gerekmiyor. Feleğin bir oyunu mu bilmem ama bu dünya birileri için ne kadar cennet gibiyse kimileri içinde bir o kadar cehennem gibidir. Yani cehennemin kapısıda tıpkı cennet gibi tahtalı köyden geçmiyor. Hele bir kara sevdaya düşün, hele bir zalimin eline düşün, hele bir yoksul olun, hele bir çıkmaza girin,  hele bir felaket yaşayın bakalım o zaman bu dünyanın hep korkutulduğumuz hayali ceza yeri cehennemden bir farkı kalır mı? Hayatı o kadar bilemeye keskinleştirmeye gerek yok mu? Peki o zaman hacıyatmaz bazan hayatı bir cehennem kadar çekilmez hale getiren stres, korku, endişe, sinir, öfke, gerginlik vb duygularınızı boşaltabileceğiniz istayonlar planladı. Bu istasyonlardan mümkünse her şehirde ve her ilçede olmalıdır.

Herkese bedava kalan bir tek hava  gibi serbest ve ücretsiz olan bu istasyonlara öfkeli, gergin ve sıkılgan insanlar istedikleri zaman uğrayabilecekler. Bu alanda isteyen fıtık oluncaya isteyen çatlayıncaya kadar bağırıp, çağırıp küfüredebilir. Her türlü küfürü yanında bayan varmı yok mu ortam uygun değil mi kaygısından uzak özgürce edebilecek. Burada sizi gören ana-baba, eş veya arkadaşta olsa bu davranışınıza saygı duyacak! Çünkü buraya deşarj olmak için geldiğinizi anlayacak ve ona göre anlayışlı olacak. Orada gerekirse hırsınızı öfkenizi alabilmeniz için dövebileceğiniz kum torbaları veya cansız  ve yumuşak insan maketleride olacak. İsteyen yanına kocasının, karısının veya gıcık olduğu birisinin maskesini alıp cansız mankene takarak onu dövebilir.  Hırsını ondan çıkartabilir. Burada varyemez amca gibi gereksiz yere biriktidirğiniz bütün negatif enerjinizi boşaltabilirsiniz.

Bunların yanısıra gergin ve sıkılgan kişiler içinde kıyak alanlar olacak. Bu alanda  ne kadar kötü ve beceriksiz olduklarını yüzlerine vuracak birileri olmayacak. Burada amaç bir şahsiyetin  ne kadar çok iyi ve becerikli olduğunu görmek değildir. Burada insanlar sadece kafalarına eseni yapıp kendi kendilerini avutsunlar yeter. Mesela bir öğrenci gelip burada sınavada girebilir sınavda yapabilir. Sınav sonundada onu kardeşi komşusu veya falanca filancanın çocuğuyla kıyaslayacak kimse olmayacak.  Tavla, iskambil, satranç vb oyunları istediği şekilde oynayıp bırakbilecek. Sonrasında niye böyle oynadın diye karışan soran biri olmayacak. Resim müzik, heykel dans vb sanat dalları için alanlar olacak ve burada kimse senin yeteneğin yok, sen yapamıyorsun bu işi beceriksiz deyip hevesini kursağında bırakmayacak. Aynı şekilde spor alanları içinde bu durum geçerli olacak. Buraya isteyen çirkin, yeteneksiz, beceriksiz ve allahın uyuzu zatlar yeteneksizliklerin, beceriksizliklerini büyük bir coşkuzlukla sergileyebilirler. İstersede kıllarını bile kıpırdatmazlar. Bu alan hayatın öteki yüzünde yaşayan mağdur, yoksun, çirkin, yeteneksiz, bahtsız, monoton, asosyal vb bütün insanların cehennemine biraz su sıkacak biraz soğutacak bir alandır. Bu yüzden acilen her şehirde sinirli, öfkeli sıkılgan gergin vb insanlar için doldur boşalt istasyonu açılması gerekmektedir.

Serbest Dedikodu Alanı Mühim Bir Yaşam Alanı ( Ramazan ALTUNÖZ )

Dedikodu insanımızın bir rahatlama şeklidir. Hatta toplumun mühim bir bölümünün güvenilir tek haber kaynağıdır. Mahallede, işyerinde arakadaş ortamlarında, konu komşu toplantılarında dedikodu olmazsa olur mu sizce? Anneniz bütün mahallede ne olmuş bitmiş makinalı tüfek hızıyla size ayaküstü anlatmasa rahatlar mı sizce? Ya bacınız akrabalarla ilgili bir kaç laf çıtlatmazsa çatlamaz mı? Ya eşiniz iş yerindeki arkadaşlarını çekiştirmezse evde zaman geçer mi? Herkes ayıplar dedikoduyu ama dedikodu yapmadanda duramaz! Tıpkı fal gibi birçok insan fala inanmaz ama falsızda kalmaz! Toplumda dedikodunun genelde kadınların bir özelliği olduğu dedikodusu yayılmış gitmiş! Kulağıma çalınan bir dedikoduya göre bunuda dedikoducu erkekler yaymış! Kadınların kendi aralarında bu kadar sıkıfıkı olmasını çekemeyen asosyal bazı erkekler kadınların cırcır böceği gibi çançan çene çaldığını söylemişler! Haklı olarak birçok kadın arkadaşta bak sen bunları bizden mi duydun erkeklerden mi diye çıkıştılar. Ardındanda dikkatli ol bu çok hasas bir konu! Yoksa senin hakkındada bir sürü dedikodu yayar, hayatını ampül gibi söndürürüz! diyerek açıkça tehdit ettiler.
Aman dedim beni sönmüş bir sigara izmariti gibi söndürüp atmayın! Gelin ben size kimseden sıkılmadan, utanmadan, ayıplanmadan herkesin ortasında istediğiniz konuda rahatça dedikodu yapabileceğiniz bir yertarif edeyim! Serbest dedikodu alanı bir yaşam alanı sloganıyla yola çıkan Adanalı bir girişimci dedikodu severler için bir mekan açmış! Bu mekandaki herkes herkesle dedikodu yapablir! Özel veya genel dedikodu yok sadece dedikodu var!  İsteyen bağıra bağıra isteyen sessizce dedikodu yapabilir. Hiç tanımadığınız bir masaya oturup anlatım halindeki dedikoduya kulak misafiri olabilirsiniz! Olmazsa siz yalnız oturan birine veya bir gruba dalıp duyduğunuz en taze dedikoduları daha soğumadan bayatlamadan anlatabilirsiniz. Kısacası burası tam bir dedikoduistan! Tüm taze ve bayat dedikoduların yanısıra ensıkı dedikoducuları kesinlikle burada bulabileceksiniz. Sadece sizinle ilgili bir dedikoduya yanlışlıkla denk gelirseniz bunu iş kazası olarak görmekte fayda var. Adanaya yolunuz düşerse serbest dedikodu alanını sormak için hacıyatmazı kesinlikle aramayın! Çünkü size Barajyolunda açıldığı söylenen ve ısrarla gitmek istediğiniz bu mekan tamamen bir dedikodu! Gerçeğini bulursanız bilinki kurucusu bu fikri bizden aşırmıştır. Ama yinede korkmasın! Ona bir şey yapacak değiliz hatta fikrimizi hayata geçirdiği için ondan bir telif hakkı istemiyeceğiz! Ve bu yüzden oraya gönül rahatlığıyla girip temiz bir dedikodu yaparak içinizdeki tüm sıkıntıları atabilirsiniz. Size bol ve iyi dedikodular dilerim!

Serbest Dedikodu Alanı Mühim Bir Yaşam Alanı ( Ramazan ALTUNÖZ )

Dedikodu insanımızın bir rahatlama şeklidir. Hatta toplumun mühim bir bölümünün güvenilir tek haber kaynağıdır. Mahallede, işyerinde arakadaş ortamlarında, konu komşu toplantılarında dedikodu olmazsa olur mu sizce? Anneniz bütün mahallede ne olmuş bitmiş makinalı tüfek hızıyla size ayaküstü anlatmasa rahatlar mı sizce? Ya bacınız akrabalarla ilgili bir kaç laf çıtlatmazsa çatlamaz mı? Ya eşiniz iş yerindeki arkadaşlarını çekiştirmezse evde zaman geçer mi? Herkes ayıplar dedikoduyu ama dedikodu yapmadanda duramaz! Tıpkı fal gibi birçok insan fala inanmaz ama falsızda kalmaz! Toplumda dedikodunun genelde kadınların bir özelliği olduğu dedikodusu yayılmış gitmiş! Kulağıma çalınan bir dedikoduya göre bunuda dedikoducu erkekler yaymış! Kadınların kendi aralarında bu kadar sıkıfıkı olmasını çekemeyen asosyal bazı erkekler kadınların cırcır böceği gibi çançan çene çaldığını söylemişler! Haklı olarak birçok kadın arkadaşta bak sen bunları bizden mi duydun erkeklerden mi diye çıkıştılar. Ardındanda dikkatli ol bu çok hasas bir konu! Yoksa senin hakkındada bir sürü dedikodu yayar, hayatını ampül gibi söndürürüz! diyerek açıkça tehdit ettiler.
Aman dedim beni sönmüş bir sigara izmariti gibi söndürüp atmayın! Gelin ben size kimseden sıkılmadan, utanmadan, ayıplanmadan herkesin ortasında istediğiniz konuda rahatça dedikodu yapabileceğiniz bir yertarif edeyim! Serbest dedikodu alanı bir yaşam alanı sloganıyla yola çıkan Adanalı bir girişimci dedikodu severler için bir mekan açmış! Bu mekandaki herkes herkesle dedikodu yapablir! Özel veya genel dedikodu yok sadece dedikodu var!  İsteyen bağıra bağıra isteyen sessizce dedikodu yapabilir. Hiç tanımadığınız bir masaya oturup anlatım halindeki dedikoduya kulak misafiri olabilirsiniz! Olmazsa siz yalnız oturan birine veya bir gruba dalıp duyduğunuz en taze dedikoduları daha soğumadan bayatlamadan anlatabilirsiniz. Kısacası burası tam bir dedikoduistan! Tüm taze ve bayat dedikoduların yanısıra ensıkı dedikoducuları kesinlikle burada bulabileceksiniz. Sadece sizinle ilgili bir dedikoduya yanlışlıkla denk gelirseniz bunu iş kazası olarak görmekte fayda var. Adanaya yolunuz düşerse serbest dedikodu alanını sormak için hacıyatmazı kesinlikle aramayın! Çünkü size Barajyolunda açıldığı söylenen ve ısrarla gitmek istediğiniz bu mekan tamamen bir dedikodu! Gerçeğini bulursanız bilinki kurucusu bu fikri bizden aşırmıştır. Ama yinede korkmasın! Ona bir şey yapacak değiliz hatta fikrimizi hayata geçirdiği için ondan bir telif hakkı istemiyeceğiz! Ve bu yüzden oraya gönül rahatlığıyla girip temiz bir dedikodu yaparak içinizdeki tüm sıkıntıları atabilirsiniz. Size bol ve iyi dedikodular dilerim!

Serbest Dedikodu Alanı Mühim Bir Yaşam Alanı ( Ramazan ALTUNÖZ )

Dedikodu insanımızın bir rahatlama şeklidir. Hatta toplumun mühim bir bölümünün güvenilir tek haber kaynağıdır. Mahallede, işyerinde arakadaş ortamlarında, konu komşu toplantılarında dedikodu olmazsa olur mu sizce? Anneniz bütün mahallede ne olmuş bitmiş makinalı tüfek hızıyla size ayaküstü anlatmasa rahatlar mı sizce? Ya bacınız akrabalarla ilgili bir kaç laf çıtlatmazsa çatlamaz mı? Ya eşiniz iş yerindeki arkadaşlarını çekiştirmezse evde zaman geçer mi? Herkes ayıplar dedikoduyu ama dedikodu yapmadanda duramaz! Tıpkı fal gibi birçok insan fala inanmaz ama falsızda kalmaz! Toplumda dedikodunun genelde kadınların bir özelliği olduğu dedikodusu yayılmış gitmiş! Kulağıma çalınan bir dedikoduya göre bunuda dedikoducu erkekler yaymış! Kadınların kendi aralarında bu kadar sıkıfıkı olmasını çekemeyen asosyal bazı erkekler kadınların cırcır böceği gibi çançan çene çaldığını söylemişler! Haklı olarak birçok kadın arkadaşta bak sen bunları bizden mi duydun erkeklerden mi diye çıkıştılar. Ardındanda dikkatli ol bu çok hasas bir konu! Yoksa senin hakkındada bir sürü dedikodu yayar, hayatını ampül gibi söndürürüz! diyerek açıkça tehdit ettiler.
Aman dedim beni sönmüş bir sigara izmariti gibi söndürüp atmayın! Gelin ben size kimseden sıkılmadan, utanmadan, ayıplanmadan herkesin ortasında istediğiniz konuda rahatça dedikodu yapabileceğiniz bir yertarif edeyim! Serbest dedikodu alanı bir yaşam alanı sloganıyla yola çıkan Adanalı bir girişimci dedikodu severler için bir mekan açmış! Bu mekandaki herkes herkesle dedikodu yapablir! Özel veya genel dedikodu yok sadece dedikodu var!  İsteyen bağıra bağıra isteyen sessizce dedikodu yapabilir. Hiç tanımadığınız bir masaya oturup anlatım halindeki dedikoduya kulak misafiri olabilirsiniz! Olmazsa siz yalnız oturan birine veya bir gruba dalıp duyduğunuz en taze dedikoduları daha soğumadan bayatlamadan anlatabilirsiniz. Kısacası burası tam bir dedikoduistan! Tüm taze ve bayat dedikoduların yanısıra ensıkı dedikoducuları kesinlikle burada bulabileceksiniz. Sadece sizinle ilgili bir dedikoduya yanlışlıkla denk gelirseniz bunu iş kazası olarak görmekte fayda var. Adanaya yolunuz düşerse serbest dedikodu alanını sormak için hacıyatmazı kesinlikle aramayın! Çünkü size Barajyolunda açıldığı söylenen ve ısrarla gitmek istediğiniz bu mekan tamamen bir dedikodu! Gerçeğini bulursanız bilinki kurucusu bu fikri bizden aşırmıştır. Ama yinede korkmasın! Ona bir şey yapacak değiliz hatta fikrimizi hayata geçirdiği için ondan bir telif hakkı istemiyeceğiz! Ve bu yüzden oraya gönül rahatlığıyla girip temiz bir dedikodu yaparak içinizdeki tüm sıkıntıları atabilirsiniz. Size bol ve iyi dedikodular dilerim!

Son Ana Bırakılmayan Hiçbir Şeyin Ne Anlamı Ne Tadı Nede Heyecanı Yok Be Kardeşim! ( Ramazan ALTUNÖZ )

Ülkemizin en yaygın hastalığı veya alışkanlığı nedir diye bir araştırma yapılsa sanırım ‘işini son ana bırakmak’ mutlaka ilk üçe girer. Çünkü hepimiz mutlaka en az bir işimizi en az bir kere son ana bırakmışızdır. Elektrik veya suyumuzun kesileceği ihbarnamesi gelmeden faturayı yatırmayız! Altımıza kaçırmaya ramak kalmadan helaya gitmeyiz! Banka veya icra dairesi bizi uyarmadan borcumuzu ödemeyiz! Hoca görünmeden veya ders başlmadan sınıfa girmeyiz! Hastalanmadan sağlığımızı düşünmeyiz, doktora hastahaneye gitmeyiz! Bayramın arifesi gelmeden alışverişimizi yapmayız! Sınav günü gelmeden ders çalışmayız! İşe sınava vb şeylere başvurunun son günü gelmeden başvurmak aklımıza bile gelmez! Otobüs harekete geçmeden binmeyiz! Biz ki ağzımız yanmadan sütü üflemeyiz! Yumurta kapıya dayanmadan düşünmeyiz! Atalarımız öyle demiş öyle öğretmiş! Kış gelmeden, paramız, erzağımız bitmeden yani bıçak kemiğe dayanmadan hiç karınca olmayız hep cırcır böceğiyiz, hep saz çalar oynarız!

Biz ki başımıza bir bela gelmeden adam olmayız! Büyük bir kaza yapmazsak, büyük bir ceza almazsak kanunları kuralları hep çiğneriz! Sınırları hep sonuna kadar zorlarız, hayatımız hep uçlardadır, uçurumları fena severiz! Sevdayı karaya çevirip mecnun olmadan çekip gitmeyi, kabullenmeyi bilmeyiz! Şişenin dibini görmeden kendimizden geçmeden, bazende rezil rüsva olmadan içmeyi öğrenemeyiz! Ciğerimiz kömür madenine  dönüşüp sökülmeden, nefesimiz kesilmeden sigarayı bırakmayız! Paramızın son kuruşunu şans oyunlarına, kumara ve gereksiz ıvır zıvırlara yatırmadan, yani aç kalmadan aklımız başımıza gelmez! Birçoğu atın ölümü arpadan olsun der demesine fakat bıçağın soğukluğunu kemiğinde hissedinceye kadar sürer delikanlılığı! En pahalı biçimde yani hep yaşayarak öğreniriz, bazende bütün saydıklarımı yapmaya fırsatımız bile kalmaz! Yani hep geç kalırız ya yapmak için yada vazgeçmek için! Dengeli düzenli ve sağlıklı olmak için hep biraz geç kalırız! Tren kaçar ve öküzler gibi hep şaşkın şaşkın bakakalır hayat yolunun yayaları!

Belliki tadı tuzu olmuyor, heyecan vermiyor veya anlamsız geliyor bir işi zamanında yapmak veya zamanında bırakmak! Belliki yaptığımız bir şeyden zevk almak için kaybetmeye ramak kalmalı veya canımız yanmalı biraz! Yani biraz bedel ödemeli, biraz hayıflanmalı ve biraz sövüp saymalıyız! Diğer bir deyişle en basit şeylerden bile bir hikaye çıkarmalıyız! Çünkü mutlaka kendimizi kahraman hissedeceğimiz bir hikayemiz olmalı bizim! Aslından zoru çok sevdiğimizden mi yoksa zora gelmediğimizden mi herişi zora sokuyoruz anlamadım gitti! Ama anladığım bir şey varki insanımızın en karakteristik özelliği işini hep son ana bırakmasıdır! Bazen isteyerek bazende istemeyerek maalesef birçoğumuz bunu yapıyoruz derken bu yazıda hayli uzamış hatta belki tadı kaçmış! Ve bu yazıyı  bitirmek son anda aklıma geliyor bu yüzden hemen şimdi bırakıyorum!

Nerelisin Nasılsın Hemşerim? ( Ramazan ALTUNÖZ )

İyi niyet mi, sıcak kanlılık mı, pozitif enerji mi dedin bütün bunlar insanımız için çekirdek çitlemek gibi birşey! Yani gereğinden fazla bolca var! Otobüste, fatura kuyruğunda, hastanede doktor beklerken, alışveriş yaparken, parkta bankta dinlenirken birden bire sohbete başlar ve konu birden nerelisin hemşerime döner! Zaten adamın başka seçeneği kalmaz illaki hemşeri olacak! Adamın cevap vermesini beklemeden zaten hemşeri ilan ettin! Adam hemşerin çıkmasada mecburen hemşeridir, en kötü ihtimalle fahri hemşeridir artık! Haydi gözünüz aydın nur topu gibi bir hemşeriniz oldu! Hayrını görün tepe tepe kullanın!
İnsanımız bunca pozitif enerjiye, sosyal girişimciliğe ve sıcakkanlılığa rağmen kendini çok mu yalnız hissediyor anlamadım gitti! Ortada kimsesiz kalmış gibi mi hissediyor? Niye her zaman bulduğu ilk insana sarıyor makarayı? Niye illaki hemşeri veya akraba çıkmaya çalışıyor!Hani hemşeri olsan memleketi üstüne mi yapacaklar, göğe mi yükseleceksin, birden bire kırk yıllık dost mu olacaksın? Bir hemşeri bulduğunda birden dünyan mı değişecek, kaderin mi yeniden yazılacak, feleğin tekerine çomak mı sokacaksın anlamadım gitti!
Herkesin bütün hemşerileri çok mu iyi insanlar? Kimsenin kötü bir hemşerisi olamaz mı? Sizin memleketten saf salak çıkmaz mı, ayı çıkmaz mı arkadaş? Sizin memleketin hepsi dürüst mü? Üçkağıtçısı, dolandırıcısı çıkmaz mı? Hemşerilerinin hepsi vicdanlı mı, namuslu mu? Sizin memleketten öküz çıkmaz mı, sapık çıkmaz mı, pis patron olmaz mı? O haberlerin o yayınların hepsi iftira mı? Diğer memleketler sizin memleketi çekemediği için hasetinden çatladı mı? Bu yüzden size komplo mu kurdular, dedikodu mu yaptılar iftira mı attılar ne oldu hemşerim? Hani bir ata sözü vardı haccı haccıyı bulur Mekkede hemşeri hemşeriyi öper gurbette? Sizi öpen bir hemşeriniz olmadı mı daha? Bu yüzden mi hala deli dana gibi ısrarla hemşeri arıyorsunuz? Düşünüyorumda insanımızın bu hemşeri bulma davasına adadığı gibi kendini bilim sanat ve felsefeye adasa her halde dünyanın en büyük süper gücü biz olurduk! Fakat ne hikmetse biz yine her fırsatta yoğun bir ısrarla muhabbetin dümenini hemşerim nasılsına kıracağız! Size haydi kolay gelsin hemşerim derken açılışı size bırakmadan ben yaptım bile! Nerelisin hemşerim? Nasılsın hemşerim?
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  Ramazan Altunöz

Eşek Deyip Geçme (Fıkra)

EŞEK YOL YAPIMI (FIKRA)

 

Malum zamanların birinde Kayseri’de

X ülkesi mühendislerinin yardımı ile karayolu çalışmaları yapılıyormuş.
Bölgeye yakın bir köyde de Köylüler bir patika yolu yapıyorlarmış.
Bunun için bir eşeği tepeye doğru kovalayıp onun geçtiği yeri sertleştirerek
yolu tamamlıyorlarmış.
Malum hayvan içgüdüsel olarak hedefe doğru en az yorucu yolu seçer ya!…
Bu köylüler, O sırada orada vazifeli olan bir X Ülkesi mühendisinin dikkatini
çekmiş.
Mühendis olanları merak ederek tercümanı -ya da karayolu projesinin bir Türk
Yetkilisi-ile yanlarına gitmiş
-“Kolay gelsin, ne yapıyorsunuz burada böyle?”
İçlerinden en uyanık olanı;
-“Yol yapıyoz” diye cevap vermiş.
-“E, bu eşek ne işe yarıyor?”
Köylü genel işlem sırasını şöyle bir anlatmış. Eşeğin en az eğimli yolu seçip yolun nereden
geçeceğine karar verdiğini söylemiş.
Mühendis çok ilginç bulduğu bu fikre yerlere yatmış gülmekten:
-“Eee…Eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?”
-“O zaman Sizin Ülkeden mühendis getirtiyoruz!!!!!”:)

Alıntı

Ama Ben Onun Kim Olduğunu Biliyorum !

 Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler.Yaşlı bey huzursuzlanmış; “acelesi olduğunu, röntgen istemediğini” söylemiş.Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.”Eşim huzur evinde kalıyor.Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” demiş.”Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz” deyince.Yaşlı adam üzgün bir ifade ile “Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor,hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” demiş.Hemşireler hayretle “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?”diye sormuşlar.Adam buruk bir sesle “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum” demiş.

Denizyıldızı Hikayesi

Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır:
– Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
– Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler.

Yazar sorar;
– Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.
– Onun için fark etti ama…

Bu cevap bilgeyi şaşırtmış ne söyleyeceğini bilememiş. Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca birşeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden hiç gitmemiş. Aklından çıkarmaya çalışmış, ama bir türlü olmamış. Nihayet akşama doğru farketmiş ki, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Cünkü bu gencin asıl yaptığının; evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni gözlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve fark yaratmayı seçmek olduğunu sonradan anlamış ve utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda birşey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış, giyinmiş, sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa deniz yıldızı atarak geçirmiş.