Günden Güne Daha Çok Parlayan, Çukurova Denizyıldızı’nın Enerjisini, Herkes Merak Ediyor ( Ramazan ALTUNÖZ )

GÜNDEN GÜNE DAHA ÇOK PARLAYAN ÇUKUROVA DENİZ YILDIZININ ENERJİSİNİ HERKES MERAK EDİYOR Abi bunlar ne kullanıyor bilen var mı? Bilen varsa Allah rızası için bizede söylesin! Adamlar her zaman her yerdeler! Abi in mi cin mi bunlar anlamadık gitti! Hop bakıyon dağ başında milletin kaçan keçilerini arayan pozda, hop bakıyon köpük partisinde eğlenceyi köpürtüp duruyorlar, hop bakıyon , yürümekle yollar aşınır mı aşınmaz mı test edip duruyorlar, hop bakıyon tarihi mekanlarda, sanatsal etkinliklerde gecelerde , törenlerde ve daha nerede neredeler daha! Kısacası şahsen ben tanık olduğum kadarıyla hem vallahi hem billahi hem denizde hem karada hem de havada gördüm onları! Adamlarda bitmeyen bir enerji var! Nereye nasıl ne zaman yetişiyorlar, araya nasıl sıkıştırıyorlar bunca şeyi hiç anlamadım! Ben hayatımda bu kadar çok şey yapıpta yorulmayan bıkmayan başka bir topluluk görmedim ! Bu Çukurova Denizyıldızı acaba hangi enerji türünü kullanıyor? Bu enerji niye bitmiyor? Gaz çekiyorlar desek değil, haplanıyorlar desek etkisi bir günü bulmaz, süper benzinle uçuyorlar desek Türkiyede benzin fiyatları malum hep tavanda bu yüzden ekonomi iki günde taban yapardı! Yok abi bunlar farklı bir enerji çeşidi bulmuşlar! Bence atomu parçalamışlar, yada uzaylılardan destek almışlar! Yoksa bu kadar sosyal, bu kadar sportif, bu kadar sanatsal, bu kadar kültürel olmazlardı! İllaki bir yerlerde çuvallarlardı! Fakat bir bakıyon her zaman karizmatik, her zaman artistik, her zaman duyarlı, her zaman ölçülü, her zaman dayanışma içinde! Ayrıca her zaman her yerde anca beraber kanca beraber dibine dibine yaşıyor eğlenceyi, dinlenmeyi, gezmeyi ve keşfetmeyi! Kıskandınız mı yoksa? Evet zaten herkes kıskanıyor, herkes merak ediyor! Bu Çukurova Denizyıldızı niye günden güne sürekli parlayıp durmakta? Niye bir türlü iğne yemiş balon gibi sönmedi? Niye fos çıkmadı? İşte bütün otoritelerin ilgisini dikkatini çekende bu! Yani Çukurova Denizyıldızının enerjisi! Herkes bunun peşinde! Atalarımız fazla merak iyi değil demişler ama ne yapalım? Millete Çukurova Deniz yıldızını merak etmeyin mi diyelim! Sonuçta herkes özgür! İsteyen gelir Çukurova Denizyıldızının atmosferini görür, yaşar ve merakını giderir ! Ama asıl tehlike orda başlıyor çünkü bir defa gelen bir türlü geri gitmiyor! Bir etkinliğe katıldı mı insanın bütün etkinliklere katılası geliyor! Ne ben sıkıyor ve abartıyor muyum? Çukurova Denizyıldızının müdürü bana rüşvet mi verdi? Vallahi külliyen yalan demiyorum fakat elinde belgesi olan varsa buyursun gelsin! Kar amacı gütmeyen, üyelerini söğüşlemeyen, bağış kabul etmeyen ve yaptığı her etkinliği aaaa ne kadar ucuz dedirten bir topluluk bana niye rüşvet versin? Enerjisini niye böyle boş işlere versin? Yani anlayacağınız Çukurova Deniz Yıldızı anlatılmaz yaşanır! Bence sizde deneyin o zaman göreceksiniz ki Çukurova Deniz Yıldızını anlata anlata bitiremiyorsunuz!           Şarapçı Hacıyatmaz

Adana’da Çukurova Deniz Yıldızıyla Parıldayan Birçok İnsan Yaşadığını Hissetti ( Ramazan ALTUNÖZ )

     İş güç, geçim derdi, çoluk çocuk derken insanlar yaşam koşuşturmacasında hep ebe olup bir şeylerin peşinde kayboluyor! Özellikle büyük şehirler bir girdap gibi insanı hüppp diye içine çekip bir topaç gibi evirip çeviriryor! Böylece insanın feleği şaşıyor ve sudan çıkmış balık gibi çırpınıp duruyor! Haliyle insanın nefesi bir yerde kesiliyor ve birden havası sönüyor! Kısırdöngü ve monotonluk mevki makam tanımaz, zengin fakir ayırmaz! Kime yapışırsa illaki bir şekilde stresin depresyonun tadına bir baktırıyor! Adanada insanı yutmaya çalışan bu büyük şehirlerden biri! İşte Adanada tamda birçok insanın eyvah eyvah ben yandım söndüm bittim artık kendimi yansıtamıyorum, büyük şehirin çarkları arasında eridim gittim derken imdadına Çukurova Deniz Yıldızı yetişti! Adana ve çevresindeki bütün yıldızları geride bırakarak güneş gibi parlayan Çukurova Deniz Yıldızı yaptığı etkinliklerle birçok insana yeniden yaşadığını hatırlattı! Çukurova Deniz Yıldızı hafta sonu düzenlediği doğa yürüyüşleri, kayak turları, tarihi ve kültürel gezileriyle, hafta içindede organize ettiği sinema, tiyatro, eğlence ve konser etkinlikleriyle birçok insanı yeniden hayata bağladı! Hayatına renk katmak isteyen veya Enerjisi bitmiş, hayat küsmüş, kendini neredeyse sönmüş, asosyal gibi hisseden birçok insanı yeniden şarj ederek bitmeyen tükenmeyen bir enerjiyle donattı! Yeniden doğal, sosyal ve kültürel hayat müptelası yaptı.  İsterseniz daha çok konuşmadan Çukurova Deniz Yıldızı etkinliklerine katılan birkaç kişinin görüşlerini size doğrudan aktarayım:

   Cabbar Pozitifenerji( 45 yaşında, Bir kamu Kurumunda Ambar ve  Mal Müdürü): Çalıştığım kurum çok büyük, o yüzden gelen giden malları iyi takip etmek lazım! O mal benim bu mal senin derken ya bir mal bir yere kaçarsa az daha ödüm kopuyor! Bu yüzden çoğu zaman mala bağlıyor az daha mallaşıyordum! Sonra Adanada parıldayan bir şey gördüm güneştir diye düşündüm! Tam o anda bir arkadaşım hayır o güneş değil Çukurova Deniz Yıldızıdır dedi. Bir takıldım bir daha bırakamadım hastası oldum! Ailecek takılıyoruz, ailecek bize çok iyi geliyor! Mesela bir haftasonu bir etkinliğe gittikmi o kadar çok yürüyoruzki, o kadar çok eğleniyoruzki içimizde hafta boyunca hanım ve çocuklarla kavga edecek bir gram bile negatif enerji kalmıyor! O yüzden herkese anti depresan yerine Çukurova Deniz Yıldızı  tavsiye ediyorum!

    Şimşire Tarak( 29 yaşında, insan dekaratörü ve güzellik uzmaniyesi): Her gün onca acayip insanla karşılaşıyorum inan evladın olsa eniğim diye sevmezsin! Nerden baksan bir halta benzemiyor! Kaporta yamuk yumuk motor su kaçırmış! Neresine el atsan elinde kalacak! Ondan sonra kalkıyor beni bir dekore et, bir güzelleştirki insanlar bana alıcı gözle baksın diyor! Ne yapayaım ekmek parası! Mecburen kiminin orasını burasını kırpıyorum, kiminin suratına yarım kilo sıva ve boya döşüyorum! Sonra gazı verip palyaco gibi ortalığa salıyorum! Vallahi bu insanların kaprisleri ve bitmeyen istekleri yüzünden az daha kafayı yiyordum! Sonra bir gün bir arkadaş tesadüfen bir güzellikten bahsetti, doğanın saf güzelliğinden, engin güzelliğinden! Önce inanamadım,  artık böyle bir güzellik kalmamıştır dedim! Sonra Çukurova Deniz Yıldızıyla gittiğim her gezide ayrı bir güzellik keşfettim! Ne boya gerekiyor ne badana! Üstelik kendini iyi hissetsin diye iki saat dil dökmeme gerekte yok! Bildiğin doğa, doğal güzellik işte! Kanyonlar, şelaleler, ırmaklar, saklı göller, karla kaplı dağlar, tarihi ve ören yerler! insan bu güzelliklere doyar mı yav? Sanki rüya aleminde yaşıyorum kendimden geçiyorum ve artık hiçbir etkinliği kaçırmıyorum. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum!

  Bilge Akılsatar(37 yaşında, tamirci, kafa tamircisi, pisikolog): İnsanlar akın akın üstüme geliyor! Hepsi kafayı yemiş beni kurtar beni düzelt diyor! Bana ne, bana mı sordunuz o haltları, o kavgaları, o kafaları yerken diyemiyorum! Çünkü ekmek parası! Çalışmak, çalışıpta acıkan karnımı doyurmak zorundayım! mecburen insanları dinliyorum yoksa karnımın gurultularını dinlemek zorunda kalırım! Bende çok varmış gibi millete habire akıl satıyorum! Her nasılsa bir şekilde iyileşip teşekkür ediyorlar!  Ama bu arada bana gelipte kafamı hergün şişirdiğini itiraf eden onca insan hep aynı soruyu soruyor! Sen bu kadar sorunu dinliyorsunda kafan şişmiyor mu bunalmıyor musun? Öyle olduğundada seni kim dinliyor? İşte o arkadaşlara şayet bu yazıyı okuyorlarsa söylüyorum beni doğa dinliyor, su dinliyor, ağaçlar, kuşlar, börtü böcekler ve eğlence dinliyor ! Yani insanlardan aldığım bunca negatif enerjiyi gezilerle eğlenceyle atıp kendimi yeniden şarj ediyorum! Ve ben bunu Çukurova Deniz Yıldızı sayesinde yapıyorum demekten hiç utanmıyorum aksine gururla söylüyor ve herkese tavsiye ediyorum.

   E. Evliya Çelebi( Alında 49 yaşında ama 18 hissediyor, Bir kamu kurumunda bilgi işlem döşemecisi): Her gün veri, bilgi ve makinalarla uğraşıyorum! O bilgiyi alıyorum o makiya döşüyorun, sonra o makinadan alıp bir başka makinaya döşüyorum derken neredeyse insan yüzü görmüyorum! Neredeyse robot oluyorum, neredeyse sanal bir dünyada yaşıyorum! Yani anlayacanız bilginin peşinde sanal bir alemde kaybolup gitmiştim!  Sonra birgün Çukurova Deniz Yıldızını keşfettim ve hayatım değişti! Artık gerçek bir dünyam vardı! Makinalar dışında gerçek bir hayat varmış! Arkadaşlarla toplanıp tiyatroya, sinemaya gidiyoruz, her hafta yeni yere gidiyoruz! Doğayı ve güzellikleri keşfediyoruz! Geziyoruz, yiyoruz ve hatta göbek atıyoruz, Dibine kadar eğleniyoruz yani! Artık elveda sanal alem merhaba Çukurova Deniz Yıldızı diyorum! Ben kesinlikle Çukurova Denizyıldızıyla varolduğumu hissettim! Bundan böyle tek hedefim Çukurova Deniz yıldızıyla bütün dünyayı gezmek! Varsınlar bana Ergin Evliya Çelebi desinler hiç gocunmam!

Bütün bunları kafadan uydurduğumu sanıp hala bana inanmayan varsa buyursun www.cukurovadenizyildizi.com  adresine bakıp kendi gözüyle görsün.

 

Sedef Çiçeği Hikayesi

Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı… Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına:

– Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?

Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı:

– Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan…

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda… Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu… Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmıs 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu… Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:

– Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim… O bilmez… 50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye… İyi gelirmiş derlerdi… 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar… O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım… Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, herşeyimi verdim. Ondan hiçbirşey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.

Hakim yaşlı adama dönerek:

– Diyeceğin birşey var mı, baba? dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konustu:

– Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime’mi de orada tanıdım. Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Yeni evlendiğimizde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim “Çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir” dedi. “Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin” dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun… Lafım geçmedi… O günlerde; tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu. Ben ona: “Çiçeği geceleri sularsan geçer” dedim. Adak dilettim… Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki… dedi adam.

O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle…

– Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey… Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım. Uyandıramadım… Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi… Suçlandım… Sesimi çıkartamadım… O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu…

Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kırmada oldukca cimri olalım!…

Sorunlar Zamanla Geçmez Acısı Size Geçer Sizde Zamanla Acısına Alışırsınız! ( Ramazan ALTUNÖZ )

Herkes sorunsuz bir hayat ister yani bir cennet arar! Bir yanda huriler nuriler olsun bir yandan bal ırmakları ve gençlik iksiri olsun! Ondan sonra arzular şelale, zevki sefa Nil  ve Amazon nehirleri gibi aksın! Böyle şeyler yazmaya devam edersem hep rüya alemine dalarsınız ama hayat bir Osmanlı tokatı gibi yüzümüze çarpar durur! Yani sorunlar zamanla geçmez, sadece acısı size geçer, sizde zamanla acısına katlanmayı öğrenirsiniz! Örnek mi? Buyrun okuyun!

Peşinden koşmuşsun, canını malını dişine değil  hep onun önüne sermiştin! O herşeyindi, malın mülkün bir yana canını bile istese düşünmeden verirdin! Sonra birgün duydunuz ki o canınız sevgiliniz, kocanız, karınız sizi aldatmış ortada mal gibi kalmışsınız! O zaman saniyeler, dakikalar saatler aylar, yılların her biri aklınıza beyninize kalbinize birer kezzap damlası gibi düşmez mi? Sizi cehennem gibi cayır cayır yakmaz mı? Acısı geçer mi? Aşk zamanla her şeyi afferder mi?

En yakın dostunuz, en güvendiğiniz sırdaşınız, çelik kasanızdan bankanızdan bile daha çok itimat ettiğiniz kankanız bir anda sizi satmış! Gitmiş düşmanınızla dost olmuş, sizin sırlarnızı tek tek dizmiş düşmanlarınızın emrine! Burnuzu ne zaman karıştırmışsınız, götünüzü göbeğinizi nerde ne zaman karıştırmışsınız hepsini görüntülü ve sesli olarak düşmanınızın önüne sermiş! İçmek istediği soğuk intikamına meze etmiş hepsini! Acısı geçer mi? Zehirli hançer gibi yüreğinizi bir daha bir daha deşmez mi? Zaman her şeyi afferder mi?

Anan baban seni dünyaya getirmiş! Yememiş içmemiş sana bakmış büyütmüş, okutmuş güya adam etmiş! Üniversiteyi bitirmişsin vefa borcunu ödeyeceksin, kendi ayakların üzerinde duracaksın, yuva kuracaksın, hayallerinin peşinde koşacaksın, kendi hikayenin kahramanı olacaksın! Fakat bunun için bir işe ihtiyacın vardı! Ararsın tararsın, kırk takla atarsın ve bütün kapılar vururmuş tokatsavar gibi yüzüne çarpar durur! Yine boynun bükük hayallerini ertelersin, yine boynun bükük ana-babadan harçlık istersin! Bu bir iki üç deği! Aylarca yıllarca sürer! Acısı geçer mi? Kol gibi geçmez mi? Sen bir düşün bir daha istersen!

Ne zaman bir şey istedilerse hemen yaptın! Bazen anandan babandan gardaşından yakın sandın! Soğanın cücüğünü beraber kırıp yediniz, fındıkları beraber kırdınız! Gece yarısı başım belada tabancamı unuttum helada dedi, hemen koştun gittin! Para pul lazım abi barda sazda rehin kaldım dedi, hemen hızır gibi yetiştin kurtardın! Borcum var, haciz gelecek dedi tüm paranı yine verdin! Beni tehdit ediyorlar dedi gittin göğsünü siper ettin! Biraz hasarlı çıktın ama boşver herşey arkadaş içindi! Vicdanın rahattı taki birgün canciğer arkadaşına pire kadar küçük bir işin düşünceye kadar! Herkesi kendin gibi sanmıştın ta ki en yakın arkadaşın kendin işini kendim yap kusura bakma çok meşgülüm, başımı kaşıyacak vaktim yok, sonra seni ararım şimdi seninle konuşamam deyinceye kadar! O zamanında yaptığın bütün iyilikler bumerang olup  bir daha bir daha aklını paramparça etmez mi? Zamanla her şey geçer mi?

Miras malı gibi hor görmedin, Elin işi diye hakir görmedin! Kendi işin gibi bildin, sahiplendin, kaytarmadın, mala malzemeye yan gözle, alıcı gözle bakmadın! Her ay bütün sıfatlar senindi, en çalışkandın, en dürüsttün, en güvenilir elemandın! Bu yüzden bütün işler hoppa sana! başkaları oturur sen çalışırdın, başını kaşıyacak zamanın kalmazdı! Sonra bir gün yok mali kriz oldu, yok küresel maddi daralma oldu! Yok patrona, müdüre, ustaya yalakalık yapmadın, bir güzel yağlamadın! Hayat zor, çoluk çocuğum var diye ağlamadım! Bu yüzden ilk krizde namlunun ucuna, topun ağzına, kapının önüne, sen sürüldün! Artık sen de işsizler ordusunun bir neferiydin! Vefanın sadece bir semt adı olduğunu hatırladın büyük bir öfkeyle! İş yok güç yok artık! Ana baba, çoluk çocuk hanım ne der sana! Acısı iyi mi ? yoksa biraz daha mı sürelim. Acılı Adana dürümü gibi gözlerinin önünden geçer film şeridi!

Yine herkesi kendin gibi sandın! Saf oldun, yardım ettin, borç verdin, kefil oldun! iyilik yap denize at dedin! Dürüstlük, sosyallik ve yardım severlik insanlık görevidir dedin! Ve bir gün baktın ki düz hayat dümenin kırılmış! Artık yol alamıyorsun çünkü verdiğin hiçbir şey geri gelmedi! Ne borçlar, ne iyilikler, ne yardımlar hepsi yalan oldu! Elinde avcunda ne varsa hepsi uçtu gitti! Artık kimse telefonlara çıkmıyor! kimse sana canım dotum kardeşim aşkım demiyor! Bütün kapılar kapanmış koyun olmuş kendi bacağından asılmışsın! Elinden bir tutan yok! Aklına geldikçe hatırladıkça bir zamanlar yaptığın iyilikler sana teker teker saf salak enayi olarak döndükçe zaman geçer mi? Acısı zamanla geçer mi? Kafanda dost, güven, iyilik, güzellik anlamlarını delik deşik etmez mi?

Siz Bu Kilolara Bakmayın Aslında Ben Acayip Hareketli Birisiyim ( Ramazan ALTUNÖZ )

Siz evin balkonu gibi önüme asılı duran göbeğe bakmayın! Ben varya aslında acayip hareketli bir insanım! Fakat bu kilolar bunca harekete bunca yürüyüşe bunca sportmenliğe rağmen nasıl oluyor bir türlü anlamıyorum! Sanki başka biri hergün birkaç kilo daha yapıştırıp gidiyor göbeğime! Oysa ben herkes uyurken yatak odasından ta mutfağa kadar yürüyorum. Sonra bir el hareketiyle buzdolabını açıyorum. Sonra eğiliyorum ve dolapta ne var yok hepsini öyle bir güzel süzüyorum. Gözüme kestirdiklerimi önce arkamdan kimse gelmiş mi ortalıkta kimse varmı baktıktan sonra çevik bir el hareketiyle hop ağzıma atıyorum. Atar atmaz çiğnemeye başlıyorum. Bir insanın yemek yeme düşüncesi, yemek yeme girişimi, yemek yeme eylemi, bunu sindirmesi ve dışarı atması sırasında insan vücudunun ne kadar hareket ve eylem yaptığını gördünüz mü? Allah sizi inandırsın neredeyse aldığım kalorinin iki katını harcıyorum ağzıma bir lokma atmak için!

Tabiki sadece kaçamak atıştırma hareketleri değil normal yemek zamanlarındada yaptığım hareketlerin ve harcadığım enerjinin haddi hesabı yok! Mesela öğlen yemeği için önce acıktığımı hissetmem gerekiyor sonra ne yemem ve nerede yemem gerektğini düşünüyorum. Sonra telefona sarılıyorum menüleri araştırıyorum ve birisine zarzor karar veriyorum. Odadan çıkyorum ta otoparka kadar yürüyorum. İçi pazaryerini andıran çantamda arabanın anahtarlarını arıyorum , elim yaklaşık bir dakika kadar çantanın içinde geziyor ancak anahtarı buluyorum. Sonra tak varmışım yemek yerine  fakat önce bir park yeri bulmam lazım sonra yemekhane veya lokantaya geçmem gerek! Sonra bir garson çağırıyorum sipariş veriyorum. İşte bunların hepsi enerji kaybı değil mi? Bunlar için kalori gerekmiyor mu? Hele yemek yerken o kaşığı çatalı kaç defa tabaktan ağzıma doğru kaldır indir yapıyorum! Birde su içmek için bardak tut kaldır, et kesmek için bıçak kullan, peçeteyle yüzünü sil! Soruyorum size az buz hareketler mi bunlar?

Yemek fasılları bir yana elbislerimi değiştirirken kaç hareket yapıyorum, dolabı aç elbise beğen ütülü değilse ütüle, üstündekini çıkar yenisini giy! Bunun dışında tuvalete gitmek için yürüyorum oradada eğil kalk ıkın kültür fizik hareketleri yapıyorumi! Hele aynanın karşısında süslenirken yok ruj, yok fırça yok, sürme çek sonra saçını tara topla şekil ver derken kaç ince iş yapıyorum, ne kadar çok enerji kaybediyorum hiç düşündünüz mü? Bana göre yaşamın kendisi başlı başına bir eylem, bir hareket düzeni! İnsan gülerken ağlaken konuşurken hatta uyurken bile vücudu hareket ediyor! Hiç dumadan hareket ettiğim halde bu kilolar, bu göbek nerden çıktı anlamıyorum! Bu işte yanlışlık mı var yoksa! Benim yapım mı öyle acaba? Ne yersem ne içersem fazlasıyla mı yarıyor ne!

Kronik Yalnız Sap 14 Şubatta Açıkladı Mastırımla Mutluyum! ( Ramazan ALTUNÖZ )

31 yaşındaki M.D bugüne kadar annesinin yanısıra bütün akraba ve iş arkadaşlarının yoğun çabalarına rağmen medeni durumunu bir türlü değiştiremedi! Bu uğurda umudunu yitirmeden tam 7 çöpçatan ve 6 evlilik proğramına katılmasına rağmen medeni halini bir yana bırakın ilişki durumunu bile kronik yalnız saptan bir baltaya sap olduya çeviremedi. En son çare olarak birinci posta gazetesinden Dümenci babaya kronik yalnız sap rumuzuyla arzı halini eyleyince hayatı değişti. Evlendi mi derseniz hayır! Bari birisiyle çıktı sevgilisi mi oldu derseniz maalesef onada hayır demek zorundayız. Çünkü mutluluk uzmanı Birinci Posta yazarı Dümenci baba ona  günde enaz bir kere mastürbasyon yapmasını önermişti! 31 yaşındaki M.D bu tavsiyeye uyup söylenenleri harfi harfine uygulayınca mutlu olduğunu farketti! Ve bundan sonra bütün arama ve aranmalarını elinin tersiyle bir kenara itti! Ardından 14 şubatta hemen Dümenci babaya bir teşekkür yazısı gönderdi! O meşhur cevapta  şöyle yazıyordu: Allah tuttuğunu altın etsin çünkü artık ben mastırımla mutluyum! İmza: kronik yalnız sap!

Nasılsın? Rutin Görevim Olan Yaşama Durumundayım! ( Ramazan ALTUNÖZ )

Nasılsın?

Nasıl olayım bildiğin gibi?

Nasıl yani?

Bildiğin gibi rutin dedik ya!

Anlamadım iyi misin kötü müsün kötürüm müsün altı üstü nasılsın dedik!

Yaşama görevimi yerine getiriyorum! Yeme, içme sıçma görevlerimide ihmal etmiyorum! Canım istediğinde veya canım sıkıldığında kalabalıkta yürüyen, koşuşturan, çalışan, bazen yaşama akan bazende yaşamda akan birey figürü oluyorum! Nasıl tatmin oldunmu şimdi?

Arkadaşım neyin var iyi misin sen? İnsan iyi olur hayattta hiç görmediğin ama isimlerini ağzından bir türlü düşürmediği melekler gibi! Kötü olur çarpmasından dürtmesinden korktuğu ama bugüne kadar kimseye bir parmak dahi atmamış, ters bile bakmamış şeytan gibi!

Ohooooo Ammada uzattın arkadaş! Ammada meraklısın ammada yapışkansın? Kötü olsam iyileştirecekmisin, hasta olsam geçmiş olsun demekle geçecek mi, acı çekiyorsam eğlenceni, mutluluğunu bırakıpta benim acımı benden alacak mısın paylaşacak mısın? Aşkımı, işimi kaybetmişsem bana yeni bir iş yeni bir aşk bulacak mısın? Bütçem çökmüşse IMF yardımı yapacaksın, malını mülkünü bana hibe mi edeceksin? Asıl ben senin derdini anlamadım?

Bir nasılsını nerden nereye çektin! Lastikten bile daha çok esnettin! Hatta kopardın aldın attın duvardan duvara çarptın! Olmadı yine böldün sonra yine toplayıp çıkardın! Şizofren misin sen, filozof mu, çatlak mı, asosyal misin be arkadaşım? Normal bir soruya normal bir cevap veremez miydin?

Hacı senin işin gücün yok mu? Söylediklerinin hepsi benim, sense hiçbirisin desem amuda mı kalkacan! Dünyayı ters yüz mü edecen? Kader kendi bir şey yapamıyor diye benim nasıl olduğumu öğrenmek için seni kiralık mı tuttu? Hani şu kararlılığını, merakını ve inatçılığını bilime adasan diyorum ilim adamı olur icatlar yapardın! Hani  o zaman vatana millete ve insanlığa bir zerrede olsa bir katkın olurdu! İçin soğuyacaksa yinede söyleyeyim ne iyiyim ne kötü, orta şeker babında kendi dümenimi otomatik rutin pilota bağlamış bir adamım hayat denen deryada!

Özellikle mi yapıyorsun bunu? Yoksa farklı dillerden mi konuşuyoruz? aynı zamanlarda yaşamıyormuyuz? niye o kadar derin düşünüyorsun? Olayı niye bu kadar uzağa götürüyorsun? sadece basit bir soru nasılsın?

Peki tamam çatlama! Ben varya aynen ülkem gibiyim, yurdumun iflah olmaz her şeyden memnuniyetsiz ama her seçim günü birden bire en az %50 memnun kesilen yurdum seçmeni gibiyim! Seçtiği insanlardan enfazla birgün sonra zam kazığı yiyeceğini bildiği halde yinede seçen vatandaş gibiyim! Demokrasiden sadece seçim günü sandığa gidip oy kullanmayı anlayan sonrasında hiç bir hak talebinde bulunmayan ve hakkına sahip çıkmayan sadece kendisine sunulanla yetinen vatandaş gibiyim! Nasıl iyimiyim sence yoksa kötü müyüm?

Zaman Maymunu İnsana Teknolojide İnsanı Sadece Maymuna Değil Acayip Havyanlara Evirip Çevirdi ( Ramazan ALTUNÖZ )

İnsanın beyni azıcık çalışmaya başladığından beri soysopla alakalı bir kurcalamadır, bir karıştırmacadır gidiyor. İnsan nasıl dünyaya geldi? Sorusu her kesimde farklı cevaplar buluyor! Kimi utangaç ana-babaya göre kazlar getirdi, kimi aşmış ve kopmuşa göre uzaylılar bu dünyaya tohum attı,  kimi çok araştırıp karıştırana göre maymundan türedik, kimisi de allah yarattı diyor! Baktık her biri ayrı telden çalıyor bari bir akort edelimde cırtlak seslerden kafamız şişmesin dedik. Bilim tarihine göre Evrim teorisi en güçlü  ihtimal olup yani insan maymundan türemiştir! Kimiside Yok efendim biz bun kabul etmiyoruz biz Ademle Havvadan türedik onları tanrı yarattı diyor! Eyvallah ikisine de saygılıyızda şöyle bir soru sorsak ayıp mı kaçar? Allah önce maymunu yaratıp sonra onu insana evrimleştiremez mi? Ha uzayda ha dünyada ne fark eder? Dünya da uzayın bir parçası değil mi? O zaman tohumlar nerde nasıl atıldı ne farkeder? Orayı bulupta bütün insanların ortak kutsal(hac) alanı mı ilan edeceksiniz? yeni bir rant kapısı mı açacaksınız?

Neyse biz temel doğru olarak bilimsellikten yola  çıkarak başlığımızı zaten atmıştık. Ve bilim tarihine göre zaman ve koşullar maymunu insana terfi ettirmiştir. Bu inanç taki 15-20 yıl öncesine kadar sürdü! Ne zamanki teknoloji iyicene gelişip toplumları zehirli bir sarmaşık gibi sardı o zaman işler tersine dönmeye başladı! Çünkü medya bize birçok insanın evrimini henüz tamamlayamadığını ve insanın maymuna yeniden dönüştüğünü gösterdi. Hatta siber teknolojinin insanı sadece maymuna değil daha bir çok hayvana doğru evirip çevirdiğini görüyoruz! Şimdi sizlere sürekli PC, TV veya cep telefonu başında olan insanların geçirmekte olduğu evrimden birkaç tanesini örneklendirelim.

İnsanlar sürekli monitör veya tv’ye baktıklarından başın hareket kabiliyeti zayıflayacak. Yani oynar başlıklı özelliğini kaybedecek. Özellikle boynun işlevleri çok zayıflayacak. İnsanın sürekli aynı nesneye bakma hastalığı üzerine insanın atlarla ve öküzlerle bir genetik akrabalığı olup olmadığı en gözde araştırma konularından biri haline gelecek! At gözlüğü takmak veya öküzün trene baktığı gibi bakmak deyimlerine insanın monitöre veya televizyona baktığı gibi bakma deyimi türeyecek! Ayrıca bundan böyle insanlar birbirine yan yan bakamayacak! İnsan nereye bakmak isterse sadece yüzünü değil bütün bedenini o tarafa çevirmek zorunda kalacak. Böylelikle gereksiz dayılanmalar efelenmeler ve kavgaların bir kısmı otomatikmen ortadan kalkmış olacak. Bu da işin hayırlı kısmı. Fakat insan gittikçe robotik bir özellik kazanmaya başlayacak.

insanın mouse ve klavye tuşlarına aşırı derecede tıklaya tıklaya parmak uzunluğu ve işlevlerinde bazı görev değişimleri olacak. Mesela işaret parmağı ve başparmak orta parmaktan daha çok uzayıp dalyan gibi boy alacağından yüzük ve serçe parmakları cüceye dönecek! Parmakların görüntüsü profilden daha çok dalton kardeşlere bezeyecek! İnsanlar birbirlerine orta parmakla değil işaret veya baş parmakla hareket çekecek! Ve bu parmaklar daha çok tuşa uzandıkça pinokyonun burnu gibi uzayacak! Diğer bir ihtimal tuşa doğru uzayıp tuşa çarpıp geri döndüğünden bu parmaklar darbeli matkap özelliğide kazanabilir! Artık kim neyi oymak istiyorsa matkaba elektriğe gerek kalmadan direkt parmaklarıyla oyacak!

Hayatı internette oyun oynamak sanan aynı şekilde tanışmak, sohbet etmek, bir şey paylaşmak veya gezmek denildiğinde  internet dışında başka bir alem tanımayan insanlar türedi zaten! Zorunlu ihtiyaçları dışında PC başından ayrılmayan veya bu ihtiyaçlarını pc başında gidermeye çalışan insanlar da türedi. Bir nevi pc başında yiyip, içip, sıçan sıçanlar oluştu. Ve lağım  şebekesi niyetine internet şebekesiyle kendilerine ait sanal bir getto oluşturdular. Sanal alemi gerçek, gerçek alemi sanal algıladığından dışarıya çıktığında sudan çıkmış balığa dönen veya güneşe çıkan yarasa gibi afallayan insanlar gitgide artıyor. Bundan böyle insan kokusunun, toprak kokusunun, bir çiçek kokusunun ne olduğunu bilmeyen veya unutan insan tipleriyle karşı karşıya geleceğiz. Bir şey bilmeyen, bir şey öğrenmeye gerek duymayan, her şeyi hazır bulup tüketen asalak insan tipi teknolojinin evrime en büyük kazıklarından biri olarak tarihe geçiyor! Zaman maymunu insana çevirirken teknoloji insanı tekrar sadece maymuna değil! Bukalemuna, sıçana , öküze, parazite ve daha birçok şeye çevirdi……

Birçok İnsanın İçinden Kıcık Olduğu kıllandığı Fakat Ortam Gereği Bir şey Diyemediği Deyim Ve Sözler ( Ramazan ALTUNÖZ )

Kabuslarla boğuştuğum bir gecenin ardından doğan bir güneşle uyandım. Kalkıp yüzümü yıkadım ardından giyinip işyerine doğru yola koyuldum. İşyerine varır varmaz kabuslar yeniden başladı. Her gördüğüm bana GÜNAYDIN diyor. Bende mecburi nezaket gereği GÜNAYDIN  diyorum ardarda. Oysa hepsine bakın görüyorum kör değilim gün aydınlanalı en 3 saat oldu! Hani günün aydın olsun diyorsanız çoktan olmuş be arkadaş. O yüzden GÜNAYDIN yerine selam veya merhaba denilmesini ve demeyi tercih ediyorum. Şimdi gününüz nasıl Aydın mı bir bakın bakalım!
Ne zaman ünlü biri ölse birileri üzgün bir ifadeyle gelir ve falancayı KAYBETTİK der.  Arkadaş sen kumarda paramı kaybettin, oyunmu kaybettin ne yaptın! Ne zaman biri gelipte bana falancayı KAYBETTİK dese benimde o zatı kutuplarda ayıların arasında kaybedesim geliyor! Kaybolan birşey geri bulunabilir, kendi kendine geri gelebilir veya tamamen kaybolabilir ama ölmez. Bir kedinizi köpeğinizi kaybetmeye çalışın bakalım kayboluyor mu? Hayatta kaybolmaz ama ahirete dair henüz fikrim yok!
Bir yerlerde resmi veya gayri resmi bir işim olur tam kapıdan girecem kapıda İTİNİZ  yazar.  O arada aklımda köpeğiniz geçer ama kimse görmez! Sanki kapıya İTİNİZ yazmazlarsa kapıyı açamayacaktık. Bizi bu kadar salak yerine koydukları yetmiyormş gibi İTİNİZDEN sonra DANIŞMA çıkar karşımıza! Haliyle DANIŞMADAN yola devam ediyorum ve genelde ses eden olmuyor. İtiraz eden olursa masasının üzerindeki yazıyı gösterip yoluma devam ediyorum. Çıkarkende kapıda bu sefer ÇEKİNİZ yazıyor. Arkadaş itiniz köpeğinizden sonra danışma dediniz hepsine eyvallahta girdiğimiz kapıdan çıkamayacak kadar salak mı görünüyoruz  anlamadım gitti. Bu yüzden kapılara İTİNİZ, ÇEKİNİZ  yazanları benimde lağım çukuruna itip itip çekesim var!
Son aylarda sosyal medyada daha cuma gelmeden hayırları yağmaya başlar oldu. Herkes HAYIRLI CUMALAR temennisi yağıyor mübarek! İyi güzelde diğer günler çokmu hayırsız be din kardeşim? Mesela cumartesi pazar genelde milletin tatil günleri çok mu hayırsız? Yoksa Cumanın hayrı hafta sonunu yani tatili getirdiğinden mi geliyor! Hayırlı bir Pazartesi, salı ve veya çarşamba olamaz mı? Perşembeyi sel mi alır hep? ne oluyor arkadaş? Tamam biliyoruz Cumaya kutsal bir anlam yüklemişsinizde dindar kılıklı olmaya çalışan ama dindarlıkla uzaktan yakından alakası olmayan insanların daha perşembeden sosyal medyada hayırlı cumalarla başlayıp cumanın hangi hayrında duracağını bilmeyen insanlar siz bir iktidar yalakası değilmisiniz? Daha önceleri cumaları yediğiniz naneleri bir saysak bir roman çıkmaz mı acaba! Sizi gidi zamane yalakaları sizi! Bundan böyle hayırlı Cumlar yazanlara benimde depresyonlu pazartesiler, sallantılı Salılar, bunalımlı Çarşambalar ve kabus dolu Perşembeler diyesim geliyor
Daha kıllandığım bir sürü deyim ve sözcük var ama şimdilik kafanızı fazla ütülemiyelim! Aklıma geldikçe yazarım, sizde aklınıza geldikçe kıllandığnız, gıcık olduğunuz sözleri yazın aklınız esersede belki hacıyatmaza gönderirsiniz!.

Yapılmayınca Taş Yemiş Ayna Gibi Çatlatıp Cırcır Olmuş gibi Hasta Eden Meraklar Serisi:2 ( Ramazan ALTUNÖZ )

Sanki Dünyanın Soyu Kuruyor! Cümbür Cemaat Herkeste Acayip Bir Evlendirme Merakı var!

Son yıllarda herkes avcı kesilmiş! Güzel, yakışıklı, zengin, kariyerli gözde bekar avcısı değil sadece bekar olsun yeter!Herkes yeter ki bir bekar bulalımda hemen evlendirelim telaşı içinde! Birini evlendirdiğinde cennete mi gönderecekler yoksa dünyanın soyu mu kuruyor anlamadım gitti! Yetişkinliğe adım atan her bekar potansiyel evlendirme zabıtaları olan teyze, abla, anne, hala,  yenge, komşu, arkadaş vb insanların merceğine düşüyor! Bu şahsiyetler  gizli bir ajan titizliğinde çok mühim bir soruşturma yürütüyormuş gibi pusuda yatıyor! Kimseye çaktırmadan gözlerine kestirdikleri bekarın bir sözü nişanı var mı, evli mi değil mi hemen öğreniveriyor! Sonrada özel yetkili elçi gibi görüşmeleri başlatıyor.
Hele ki bir bekar üniversiteyi bitirmiş, bir işe yerleşmiş ve hali vakti yerindeyse o zaman kuşatma heryerden başlıyor! Aile, iş, arkadaş çevresi ve cümbür cemaatin sanki tek amacı, tek işi gücü bu gariban bekarı evlendirmek! İnsanlarımızda gerçekten ciddi bir evlendirme merakı var. Ve sanki bu insanlar çevrelerindeki bir bekarı evlendirmeye çalışmazlarsa ya taş yemiş ayna gibi çatlayacaklar  ya da cırcır olacaklar! Milletteki bu acayip evlendirme merakının nedeni bu değilse muhtemelen birileri dünyanın soyu kuruyor dedikodusu yaymış ve bu yüzden herkes dünyayı kurtarmaya  soyunuyor. Sanırım televizyonlardaki evlendirme proğramlarıda sırf bu yüzden hep reyting rekoru kırıyor.